Öz
Dijital teknolojilerin gelişmesi ve internet kullanımının yaygınlaşması, bireylerin temel hak ve özgürlükleri bakımından yeni hukuki sorunları da beraberinde getirmiştir. İnternet ortamında kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde paylaşılması, özel hayatın gizliliğini ihlal eden görüntü, ses veya yazılı içeriklerin hızla yayılması ve bu içeriklerin kalıcı hale gelmesi, mağdurlar açısından telafisi güç zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle bireylerin özel hayatının korunmasına yönelik etkili hukuki mekanizmaların oluşturulması zorunlu hale gelmiştir. Türk hukukunda bu ihtiyaca cevap vermek amacıyla 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun kapsamında özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi durumunda içeriğe erişimin engellenmesine ilişkin özel düzenlemeler kabul edilmiştir.
Bu çalışmada özel hayatın gizliliği hakkının anayasal ve uluslararası hukuk bakımından kapsamı incelenmekte; 5651 sayılı Kanun kapsamında öngörülen erişimin engellenmesi tedbirinin hukuki niteliği, uygulanma şartları ve usulü değerlendirilmektedir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında ifade özgürlüğü ile özel hayatın korunması hakkı arasındaki denge analiz edilmekte ve mevcut sistemin uygulamada karşılaştığı sorunlar ile çözüm önerileri ortaya konulmaktadır.
Giriş
Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişim, bireylerin haber alma, düşüncelerini açıklama ve bilgiye erişme imkanlarını önemli ölçüde artırmıştır. İnternetin sağladığı bu olanaklar demokratik toplum düzeninin güçlenmesine katkı sağlamakla birlikte, bireylerin temel hak ve özgürlüklerine yönelik yeni tehditleri de beraberinde getirmiştir. Özellikle sosyal medya platformları, haber siteleri ve kullanıcı tarafından oluşturulan içeriklerin yaygınlaşması sonucunda kişisel verilerin izinsiz paylaşılması, özel hayata ilişkin görüntü ve bilgilerin ifşa edilmesi ile kişilik haklarını ihlal eden yayınların kısa süre içerisinde milyonlarca kullanıcıya ulaşabilmesi mümkün hale gelmiştir.
İnternet ortamında yayımlanan içeriklerin sınır tanımayan niteliği, geleneksel hukuk yollarının çoğu zaman etkisiz kalmasına neden olmaktadır. Basılı yayınlarda hukuka aykırı bir içeriğin toplatılması mümkün iken, internet ortamında yayımlanan bir içerik saniyeler içerisinde farklı platformlarda çoğaltılabilmekte ve dünyanın birçok ülkesinden erişilebilir hale gelebilmektedir. Bu nedenle özel hayatın korunması bakımından hızlı ve etkili hukuki tedbirlere ihtiyaç duyulmaktadır.
Türk hukukunda bireyin özel hayatı öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 20. maddesi ile güvence altına alınmıştır. Buna göre herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi de özel ve aile hayatına saygı hakkını temel insan haklarından biri olarak düzenlemektedir. Bu anayasal ve uluslararası güvenceler doğrultusunda Türk Medeni Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu gibi çeşitli düzenlemeler aracılığıyla bireyin kişilik değerleri korunmaktadır.
İnternet ortamında meydana gelen ihlaller bakımından ise temel düzenleme 5651 sayılı Kanun’dur. Kanunda yer alan erişimin engellenmesi mekanizması, hukuka aykırı içeriklerin internet kullanıcıları tarafından görüntülenmesini önlemeyi amaçlayan koruyucu nitelikte bir tedbirdir. Özellikle özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi halinde mağdurun talebi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından kısa süre içerisinde erişimin engellenmesine karar verilebilmesi, meydana gelebilecek zararların büyümesini önlemeyi hedeflemektedir.
Bununla birlikte erişimin engellenmesi tedbiri yalnızca özel hayatın korunması bakımından değil, ifade ve basın özgürlüğü açısından da önemli tartışmalara neden olmaktadır. İnternet ortamında yayımlanan içeriklerin kaldırılması veya erişime kapatılması, demokratik toplum düzeninde ifade özgürlüğüne müdahale niteliği taşıyabilmektedir. Bu nedenle erişimin engellenmesi kararlarının hukuka uygunluğu değerlendirilirken yalnızca özel hayatın korunması değil, aynı zamanda ifade özgürlüğü, haber verme hakkı, kamu yararı ve ölçülülük ilkesi birlikte dikkate alınmalıdır.
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararlarında bu iki temel hak arasında adil bir denge kurulmasının zorunlu olduğunu vurgulamaktadır. Benzer şekilde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de özel hayatın korunması ile ifade özgürlüğü arasında çatışma bulunduğu durumlarda somut olayın özelliklerinin değerlendirilmesi gerektiğini, kamu yararı taşıyan haberler ile yalnızca bireyin mahremiyetini ihlal eden içeriklerin aynı hukuki korumadan yararlanamayacağını kabul etmektedir.
Bu çalışmanın amacı, özel hayatın gizliliği hakkının internet ortamındaki görünümünü incelemek, 5651 sayılı Kanun kapsamında öngörülen erişimin engellenmesi mekanizmasının hukuki niteliğini ortaya koymak ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları doğrultusunda uygulamada karşılaşılan sorunları değerlendirmektir. Çalışmada doktrindeki görüşler, yargı kararları ve güncel mevzuat birlikte ele alınarak erişimin engellenmesi tedbirinin temel hak ve özgürlükler bakımından etkileri analiz edilecek; son bölümde ise mevcut sistemin geliştirilmesine yönelik önerilere yer verilecektir.
ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ HAKKININ HUKUKİ NİTELİĞİ
A. Özel Hayat Kavramı ve Hukuki Korunması
Özel hayatın gizliliği hakkı, bireyin kişiliğini özgürce geliştirebilmesinin temel koşullarından biri olup, insan onurunun korunması ilkesinin doğal bir sonucudur. Bu hak, kişinin başkalarının müdahalesi olmaksızın yaşamını sürdürebilmesini, kişisel ilişkilerini kurabilmesini, özel alanına ilişkin bilgilerin korunmasını ve kişisel verileri üzerinde tasarrufta bulunabilmesini ifade etmektedir. Özel hayat kavramının kesin sınırlarının çizilmesi güç olmakla birlikte, öğretide bireyin yalnızca kendisiyle veya yakın çevresiyle paylaşmayı tercih ettiği her türlü bilgi, belge, görüntü ve iletişimin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Teknolojik gelişmeler, özel hayat kavramının kapsamını önemli ölçüde genişletmiştir. Günümüzde sosyal medya hesapları, elektronik posta yazışmaları, çevrim içi mesajlaşmalar, konum bilgileri, dijital fotoğraflar ve kişisel veriler de özel hayatın ayrılmaz unsurları arasında yer almaktadır. Dolayısıyla özel hayatın ihlali yalnızca fiziksel müdahalelerle değil, dijital ortamda gerçekleştirilen hukuka aykırı paylaşımlar yoluyla da meydana gelebilmektedir.
Türk hukukunda özel hayatın korunması çok katmanlı bir sistem içerisinde düzenlenmiştir. Anayasa, Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu birlikte değerlendirildiğinde bireyin kişilik değerlerini koruyan bütüncül bir hukuki yapı oluşturulduğu görülmektedir.
B. Anayasal Güvence
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu açıkça düzenlenmiştir. Aynı maddede kişisel verilerin korunması hakkı da anayasal güvence altına alınmış ve kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın 20. maddesi yalnızca devletin bireyin özel hayatına müdahale etmemesini değil, aynı zamanda bireyleri üçüncü kişilerin hukuka aykırı müdahalelerine karşı koruyacak etkili hukuki mekanizmaları oluşturmasını da gerekli kılmaktadır. Bu nedenle devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında internet ortamında gerçekleşen özel hayat ihlallerine karşı etkili başvuru yollarının sağlanması büyük önem taşımaktadır.
Özel hayatın korunması hakkı mutlak bir hak değildir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlükler yalnızca kanunla sınırlanabilir ve getirilen sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir. Dolayısıyla özel hayatın korunması amacıyla alınan erişimin engellenmesi kararları da bu anayasal ölçütler çerçevesinde değerlendirilmelidir.
C. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamında Koruma
Özel hayatın korunması hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Kamu makamlarının bu hakka müdahalesi ancak kanunla öngörülmüş olması, meşru bir amaç taşıması ve demokratik toplumda gerekli bulunması hâlinde mümkün olabilir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, özel hayat kavramını dar yorumlamamakta; bireyin fiziksel ve psikolojik bütünlüğü, kişisel kimliği, itibarı, kişisel verileri ve dijital ortamda yer alan bilgilerinin de bu hakkın kapsamında bulunduğunu kabul etmektedir. Özellikle internet ortamında yayımlanan içeriklerin uzun süre erişilebilir olması nedeniyle ortaya çıkan zararların geleneksel yayınlara göre çok daha ağır sonuçlar doğurabileceği birçok kararında vurgulanmıştır.
Mahkeme, devletlerin yalnızca özel hayata doğrudan müdahale etmekten kaçınmasını yeterli görmemekte; bireyleri üçüncü kişilerin hukuka aykırı müdahalelerine karşı koruyacak etkili yasal düzenlemeleri oluşturmasını da pozitif yükümlülük kapsamında değerlendirmektedir.
5651 SAYILI KANUN KAPSAMINDA ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ NEDENİYLE İÇERİĞE ERİŞİMİN ENGELLENMESİ
A. 5651 Sayılı Kanun’un Amacı
5651 sayılı Kanun, internet ortamında gerçekleştirilen yayınların belirli hukuki kurallar çerçevesinde yürütülmesini sağlamak ve internet yoluyla işlenen bazı hukuka aykırı fiillerle etkin biçimde mücadele etmek amacıyla kabul edilmiştir. Kanun ilk yürürlüğe girdiğinde daha çok katalog suçlara ilişkin erişim engeli mekanizmasını düzenlemekteydi. Ancak internet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte kişilik hakları ve özel hayatın korunmasına yönelik yeni düzenlemeler yapılmış; özellikle 2014 yılında gerçekleştirilen değişikliklerle özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi durumunda uygulanacak özel usul kabul edilmiştir.
Bu düzenleme ile internet ortamında yayımlanan ve bireyin mahremiyetini ihlal eden içeriklerin süratle erişime kapatılması hedeflenmiştir. Çünkü klasik yargılama usullerinin uzun sürmesi nedeniyle mağdurun uğradığı zarar çoğu zaman telafi edilemez hâle gelmektedir.
B. Erişimin Engellenmesi Tedbirinin Hukuki Niteliği
Erişimin engellenmesi, internet ortamında bulunan hukuka aykırı bir içeriğin tamamen silinmesini sağlamayan; buna karşılık belirli bir internet adresine Türkiye’den erişimin teknik yöntemlerle engellenmesini ifade eden koruyucu nitelikte bir tedbirdir. Bu yönüyle erişimin engellenmesi, ceza yaptırımı değil; temel hakların korunmasını amaçlayan önleyici ve geçici bir hukuki koruma aracıdır.
Kanunun temel amacı, internet ortamında yayımlanan hukuka aykırı içeriğin daha fazla kişiye ulaşmasını önleyerek mağdurun uğrayacağı zararı en aza indirmektir. Özellikle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği durumlarda zaman faktörü büyük önem taşımaktadır. Bir görüntünün veya kişisel bilginin internet ortamında birkaç saat içerisinde milyonlarca kullanıcı tarafından paylaşılabilmesi, hızlı müdahaleyi zorunlu kılmaktadır.
C. Başvuru Usulü
5651 sayılı Kanun uyarınca özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini ileri süren kişi doğrudan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) başvurabilmekte veya sulh ceza hâkiminden erişimin engellenmesini talep edebilmektedir. Yapılan başvurunun ardından teknik olarak erişim engeli uygulanmakta ve hâkim tarafından kısa süre içerisinde hukuki denetim gerçekleştirilmektedir.
Kanun koyucu bu sistemi oluştururken özel hayat ihlallerinde meydana gelebilecek telafisi güç zararları önlemeyi amaçlamıştır. Ancak uygulamada erişimin engellenmesi kararlarının kapsamının zaman zaman geniş tutulduğu, yalnızca hukuka aykırı içeriğin bulunduğu sayfanın değil, tüm internet sitesinin erişime kapatıldığı örnekler görülmektedir. Bu durum ifade özgürlüğü bakımından ciddi tartışmalara yol açmaktadır.
D. Ölçülülük İlkesi
Anayasa Mahkemesi birçok kararında erişimin engellenmesi tedbirinin ölçülülük ilkesine uygun uygulanması gerektiğini vurgulamıştır. Buna göre mümkün olduğu ölçüde yalnızca hukuka aykırı içeriğin bulunduğu URL adresine erişim engellenmeli; teknik olarak zorunlu olmadıkça internet sitesinin tamamının kapatılması yoluna gidilmemelidir.
Bu yaklaşım ifade özgürlüğü ile özel hayatın korunması arasında adil denge kurulmasının bir sonucudur. Çünkü internet sitesinin tamamına erişimin engellenmesi, hukuka aykırı olmayan çok sayıdaki içeriğe ulaşılmasını da engelleyerek demokratik toplum düzeni bakımından orantısız bir müdahaleye dönüşebilmektedir.
ANAYASA MAHKEMESİ VE AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ KARARLARI IŞIĞINDA DEĞERLENDİRME
A. Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımı
Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kararlarında internet ortamında özel hayatın korunması ile ifade özgürlüğü arasında adil bir denge kurulması gerektiğini sürekli olarak vurgulamaktadır. Mahkemeye göre Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı ile 26. ve 28. maddelerinde düzenlenen ifade ve basın özgürlükleri demokratik toplum düzeninin temel unsurlarıdır. Bu nedenle söz konusu haklardan birinin mutlak üstünlüğü kabul edilemez; somut olayın özellikleri dikkate alınarak ölçülülük ilkesi çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır.
Anayasa Mahkemesi özellikle Twitter, YouTube ve Wikipedia kararlarında internet ortamındaki yayınlara yönelik erişim engellerinin ancak zorunlu hâllerde uygulanabileceğini, müdahalenin kanuni dayanağının bulunması, meşru bir amaca yönelmesi ve demokratik toplum düzeninde gerekli olması gerektiğini ifade etmiştir. Mahkeme, yalnızca hukuka aykırı içeriğin bulunduğu bağlantıya yönelik erişim engeli uygulanmasının esas olduğunu, internet sitesinin tamamına erişimin engellenmesinin ise istisnai bir tedbir olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Özel hayatın gizliliği bakımından yapılan değerlendirmelerde ise Mahkeme, mağdurun kişilik haklarına verilen zararın ağırlığını, içeriğin kamu yararı taşıyıp taşımadığını, yayımlanan bilgilerin doğruluğunu ve müdahalenin orantılılığını birlikte incelemektedir. Özellikle kamu yararı bulunmayan, kişinin mahremiyet alanına ilişkin görüntü veya bilgilerin internet ortamında yayımlanmasının özel hayatın ihlali oluşturduğu kabul edilmektedir.
Bireysel başvuru kararlarında Mahkeme, internet ortamında yayımlanan içeriklerin kısa sürede çok geniş kitlelere ulaşması nedeniyle etkili ve süratli hukuki koruma mekanizmalarının bulunmasının devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında olduğunu da vurgulamaktadır.
B. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatları
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, özel hayatın korunmasına ilişkin kararlarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi ile ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. madde arasında denge kurulmasını esas almaktadır.
Mahkemenin Von Hannover/Almanya kararında, kamuoyunca tanınan kişilerin dahi özel yaşamlarının belirli bir alanının korunması gerektiği kabul edilmiştir. Mahkemeye göre yayımlanan haber veya görsellerin yalnızca kamuoyunun merakını gidermeye yönelik olması, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi için yeterli değildir. Haberin kamu yararına katkı sağlaması gerekmektedir.
Axel Springer AG/Almanya kararında ise Mahkeme, ifade özgürlüğü ile özel hayatın korunması arasında denge kurulurken şu ölçütlerin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir:
• Haberin kamu yararına katkısı,
• İlgili kişinin toplumdaki konumu,
• Haberin elde edilme yöntemi,
• Bilginin doğruluğu,
• Yayının şekli ve sonuçları,
• Müdahalenin ağırlığı.
Bu kriterler günümüzde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihadını oluşturmaktadır.
İnternet yayınları bakımından önem taşıyan DelfiAS/Estonya kararında ise Mahkeme, internet ortamının geleneksel medya araçlarına göre çok daha hızlı yayılma etkisine sahip olduğunu, bu nedenle bireylerin kişilik haklarının korunmasına yönelik daha etkili tedbirlerin alınabileceğini kabul etmiştir.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ne ifade özgürlüğünü ne de özel hayatın korunmasını mutlak üstün hak olarak kabul ettiği; her somut olayda adil denge ilkesini esas aldığı görülmektedir.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İLE ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ ARASINDAKİ DENGE
İnternet ortamında gerçekleştirilen yayınlar bakımından en önemli hukuki sorunlardan biri ifade özgürlüğü ile özel hayatın korunması arasında denge kurulmasıdır. Demokratik toplumlarda düşüncenin açıklanması ve haber alma hakkı temel anayasal güvenceler arasında yer almaktadır. Bununla birlikte bireyin özel yaşamı da insan onurunun ayrılmaz bir parçasıdır.
Bir haberin kamu yararı taşıması, kamusal tartışmaya katkı sunması veya kamu görevlilerinin faaliyetlerine ilişkin olması hâlinde ifade özgürlüğü daha geniş koruma görmektedir. Buna karşılık bireyin aile yaşamına, sağlık bilgilerine, özel yazışmalarına veya mahrem görüntülerine ilişkin paylaşımların kamu yararı taşımadığı durumlarda özel hayatın korunması öncelik kazanmaktadır.
5651 sayılı Kanun’un uygulanmasında da bu dengenin korunması zorunludur. Aksi hâlde ifade özgürlüğü gereksiz yere sınırlandırılabileceği gibi, özel hayatın korunması da etkisiz hâle gelebilecektir.
Bu nedenle erişimin engellenmesi kararlarının yalnızca gerçekten hukuka aykırı içeriklerle sınırlı olması, kararların gerekçeli biçimde verilmesi ve etkili yargısal denetime açık bulunması hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir.
SONUÇ
İnternet teknolojilerindeki gelişmeler, bilgiye erişim özgürlüğünü güçlendirmekle birlikte bireylerin özel hayatına yönelik müdahalelerin kapsamını da önemli ölçüde artırmıştır. İnternet ortamında paylaşılan içeriklerin kısa sürede milyonlarca kişiye ulaşabilmesi ve uzun yıllar erişilebilir durumda kalabilmesi, özel hayatın gizliliğinin korunmasını günümüz hukuk sistemlerinin en önemli sorunlarından biri hâline getirmiştir.
Türk hukukunda 5651 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen erişimin engellenmesi mekanizması, özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği durumlarda mağdurun korunmasını amaçlayan etkili ve hızlı bir hukuki tedbir niteliğindedir. Bununla birlikte bu tedbir uygulanırken ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü üzerinde gereksiz sınırlamalar oluşturulmaması büyük önem taşımaktadır.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları birlikte değerlendirildiğinde, erişimin engellenmesi kararlarının ancak kanuni dayanağı bulunan, meşru amaç taşıyan, demokratik toplum düzeninde gerekli ve ölçülü müdahaleler olarak uygulanabileceği anlaşılmaktadır. Özellikle URL bazlı erişim engelinin esas alınması, internet sitelerinin tamamının erişime kapatılmasının ise istisnai hâllerle sınırlandırılması temel hakların korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
Sonuç olarak, dijital çağın gerektirdiği etkili hukuki koruma mekanizmalarının oluşturulması kadar bu mekanizmaların hukuk devleti ilkesi, ölçülülük, hukuki güvenlik ve temel hakların dengelenmesi ilkeleri doğrultusunda uygulanması da zorunludur. Gelecekte yapay zekâ, büyük veri ve yeni iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte özel hayatın korunmasına ilişkin yeni hukuki düzenlemelere ihtiyaç duyulacağı açıktır. Bu nedenle hem ulusal mevzuatın hem de yargı içtihatlarının teknolojik gelişmelere uyum sağlayacak şekilde sürekli güncellenmesi gerekmektedir.
